|

ilgili Konular
Dünya
Şampiyonları
Satranç Çeşitleri
Satranç Fotoğrafları
Satranç'ın Km Taşları |
Satranç.Tarihi
Dünyanın en eski
oyunlarından biri olan Satranç'ın tarihi geçmişine birlikte gidelim.
Oyunun nerede ve nasıl başladığına dair bilgiler sürekli yeni
araştırmalar ve yeni arkeolojik verilerin bulunması ile
değişmektedir. önceleri milattan sonraki yıllarda Çin veya İran’da
doğduğu düşünülürken , satranç dünyası şuanda 4000 yıl önce Mısır’da
oynandığına dair bilgileri değerlendirmektedir.. zira satrancın
atası olarak kabul edilen belki de satranç benzeri ilk oyunlar
mısırdan köken almaktadır..
Mısır
piramitleri tarihe ışık tutmaya devam ediyor.. Hemen her konuda
uygarlığının izlerini bırakan Mısır Uygarlığı Satranç a da bu yönü
ile izler bırakmıştır. 4000 yıl öncesine ait piramitlerdeki
kabartmalarda ,krallar gerçekten satranç mı oynamaktadır ?. Bu konu
hala tartışılmaktadır. Aynı şekilde ilk olarak Çin’de,
Mezopotamya’da ve Anadolu’da da satranç oynandığı da düşünülmekte ve
tartışılmaktadır.
Şu andaki bilgilerimize göre ,oyunun bugünkü adını alması, M.S 3.-
4. yüzyıllarda Hindistan'da oynanan oyuna ÇATURANGA denmesi ile
başlar. Satranç ile ilgili ilk yazılı belgeler Hindistan'dan
kalmadır. Daha sonra satranç İran'a, onlardan Araplara, Endülüslüler
sayesinde de İspanya üzerinden Avrupa'ya yayılmıştır. Arap ve Avrupa
el yazması kitaplardan sonra, İspanyol Lucena'nın ilk basılı satranç
kitabında (1497) satrancın o zamanki yeni kuralları yer almaktadır.
Çaturanga-Hindistan
O zamandan bugüne kadar, satranç oyununun kuralları çok fazla
değişmeden gelmiştir. İspanya'dan sonra, İtalya, Fransa, Almanya,
Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya'da satranç hızla
yaygınlaşmıştır. 15. yüzyılda İspanyol Lucena, 17. yüzyılda İspanyol
El Greco, 18. yüzyılda Fransız Philidor'un satranç kitapları vardır.
19. yüzyıl sonlarında da satrancın büyük yıldızları belirdi:
Anderssen, Morphy, Rubinstein ve Steinitz. 1850'lerden başlayarak,
güçlü oyuncuların katıldığı turnuvalar yapıldı. Sonunda, 1886'da o
zamanın en kuvvetli iki satranç oyuncusu arasında, ilk dünya satranç
şampiyonluk karşılaşması oynandı: Steinitz ve Zukertort. Steinitz bu
maçı, 10 galibiyet, 5 beraberlik ve 5 yenilgi (+10 -5 =5) alarak
kazandı. İlk resmi dünya satranç şampiyonu Wilhelm Steinitz'dir.
Steinitz aynı zamanda, satrancı sistematik oynama kavramının da
babasıdır. Steinitz'in teorisinin başlangıç noktası "Satrançta
konumun özelliklerine uygun bir plan yaparak oynamak" tır. "Konumun
Özellikleri" konusundaki görüş ve çalışmaları, modern satranç
oyununun temelleri olmuştur.
Xiangqi:
Çin Satrancı
Xiangqi, ya da Çin Satrancı Uzakdoğu'da (Çin, Tayvan, Tayland,
Singapur, Vietnam) çok popüler olan bir satranç varyantıdır.
Batıdaki satrançla aynı kökene sahip olduğuna inanılmaktadır:
Çaturanga. Şimdiki hali birkaç yüzyıl eskiye dayanmaktadır. Şu anda
yüzmilyonlarca kişi tarafından oynanmaktadır.
Taşlar üzerinde o taşın sembolü bulunan tahta pullardır.
Orjinal oyunda taşlar tahtadaki çizgilerin kesişim noktalarına
konur. 10 yatay, 9 dikey sıra vardır. Ortadan geçen bir nehir
tahtayı ikiye ayırır. Nehrin iki yakasında çapraz çizgilerle
belirtilmiş 3x3 haneden oluşan iki saray vardır.
En üst ve en alt sıralarda, soldan sağa gördüğünüz taşlar: Kale, at,
fil, vezir, şah, vezir, fil, at, kale. 3. ve 8. yatayda ikişer tane
top görüyorsunuz. 4. ve 7. yatayda beşer tane piyade görüyorsunuz.
Kaleler normal satrançtaki gibi oynar. Atlar satrançtaki gibi oynar
ama taşların üzerinden atlayamazlar. Yani bildiğimiz at hamlesini
önce doğrusal olarak bir kare oynayıp sonra bir kare çapraz
oynayarak yaparlar. Örneğin hemen önündeki kare dolu olan bir at
ileri doğru hamle yapamaz. Filler iki kare çapraz oynarlar ama
aradaki kare boş olmalıdır. Filler ırmaktan geçemezler. Orijinal
oyunda siyah ve beyaz fillerin işaretleri farklıdır ama bu önemli
değildir.Vezirler bir kare çapraz oynayabilirler, ama sarayın dışına
çıkamazlar.Şah doğrusal olarak bir kare oynayabilir, ama sarayın
dışına çıkamaz. Yine siyah ve beyaz şahların işaretlerinin farklı
olması önemli değildir. İki şah aynı sütunda aralarında başka bir
taş olmaksızın karşı karşıya gelemezler, böyle bir pozisyon illegal
bir pozisyondur. Mesela beyazın şahı e sütunundaki tek taş ise, ve
siyahın şahı f sütunundaysa, siyah şah e sütununa gelemez.Toplar
hareket ederken normal kale gibi hareket ederler, ama taş almaları
farklıdır. Topun rakip bir taşı alabilmesi için rakip taşla
aralarında tam olarak bir adet taş bulunmalıdır. Bu taş her iki
tarafın da taşı olabilir. Mesela başlangıç pozisyonunda toplar rakip
atları alabilir.Piyadeler: Çin satrancında piyadelerin taş
almalarıyla hareketleri aynıdır. Bir piyade ırmağın kendi
tarafındaysa bir kare ileri oynayabilir, ve aynı şekilde alabilir.
Irmağın öbür tarafında ise sağa ve sola hareket etme özelliği
kazanır ve yine bu yönlerde alabilir. Piyonlar hiçbir zaman geri
oynamazlar. Son yataya ulaştıklarında terfi etmezler. Ve yine siyah
ve beyaz piyonların işaretleri farklıdır ama bu önemli değildir.
Diğer kurallar
Önce beyazlar (bu tahtaya göre kırmızılar) oynar.Oyun rakip şahı mat
ederek ya da pat durumuna düşürerek kazanılır. Kazanmak için rakip
şahı tehdit edersiniz ve bu tehditi engelleyemez ya da tehdit
etmezsiniz ama rakibin yapabileceği legal bir hamle yoktur. Sürekli
şah çekme ve hamleleri tekrar etmek (bu iki durum normal satrançta
beraberliğe götürür) yasaktır. Hamlelerin tekrarlanacağı durumda
taraflar (özellikle tekrar durumuna yol açan taraf) başka hamleler
yapmak zorundadır. Eğer iki tarafın da rakip şahı mat etme ya da pat
durumuna düşürme imkanı kalmamışsa oyun beraberedir. Çin satrancının
güzel ve heyecanlı bir oyun olmasına rağmen batıda yayılmama
sebeplerinden en önemlisi geleneksel taşların Çinliler dışındakiler
için çok karmaşık olmalarıdır. Geleneksel taşlar gerçekten de oyuna
konsantre olmayı güçleştirmektedir. Ama yanda görüldüğü gibi bu
durum kolaylıkla düzeltilebilir.
Çin
satrancı şekilde görüldüğü gibi 10x9 bir tahtada toplar hariç
satranç taşlarıyla ve kesişme noktaları yerine normal kareler
üzerinde de (ve daha kolay olarak) oynanabilir. Şekilde ırmak
maviyle, saraylar kırmızıyla gösterilmiştir
Minishogi
Minishogi Shogi'nin modern bir varyasyonudur (Japon Satrancı).
Osakalı Shigenobu Kusumoto bu oyunu 1970 yılında yeniden yaratmış
veya bulmuştur. Kuralları standart Shogi ile aynıdır, ancak daha az
sayıda taşla 5x5'lik tahtada oynanır, ve her oyuncunun terfi alanı
oyuncudan en uzaktaki taşın rütbesinden oluşur.
Sıradaki şekil başlama pozsiyonunu gösterir:
Terfi alanları sadece 1 sıra geridedir, 3 sıra değil.
Diğer tüm kurallar standart Shogi'de olduğu gibidir.
Satrancın Kökleri
Satranç, Milattan sonra 450 yıllarında Hindistan'da gelişmiştir. Bir
Alman kültür tarihi araştırmacısı, satrancın Çin veya İran oyunu
değil, aslında Hindistan'da geliştirilmiş bir savaş stratejileri ve
taktik geliştirme yöntemi olduğunu ortaya çıkardı.Zaman 6.yy'ın
ortaları. Kuzey Hindistan'ın Kanauj kentinden yola çıkan kervan
,Pers hükümdarına sunulacak hediyeleri taşıyordu. Hintlilerin 1000
deve ve 90 filin sırtına yükledikleri altın, misk, tütsü, ipek ve
Hint kılıçları arasında, çok değerli bir armağanı da götürüyordu:
16'sı zümrüt, 16'sı yakuttan yontulmuş 32 oyun taşı ve Hintlilerin
64 kareli geleneksel oyun tahtası ‘astapada'dan oluşan satranç
takımıydı bu.
Pers şairi Firdevsi, kuzey Hindistan'dan Pers kenti Ktesiphon'a
yollanan söz konusu kervanı Şehnameye aktarmış ve böylece tarihte
ilk kez bir satranç oyununun bir ülkeden diğerine götürüldüğünü
belgeleyen kişi olmuştu.
İran’da
satranç
Bu değerli oyun, Pers hükümdarlarının zekalarını ve bilgeliklerini
ölçmek için gönderilmişti. Bu diplomatik yolculuk şimdi yıllardan
beri satranç oyununun kökeni üzerindeki tartışmaya son verecek
bilimsel bir dayanak haline geldi.
Münihli kültür tarihçisi Renate Syed: 'Satrancın sanıldığı gibi Çin
veya İran'da değil, Hindistan'da keşfedildiğinden eminim' diyor. Ona
göre satranç eski oyunlardan değil, savaş taktiklerinden gelişmişti.
Sanskritçe ismi ‘caturanga' da buradan geliyordu zaten. Yani satranç
aslında oyun değil ,savaş stratejileri ve taktik geliştirme
yöntemiydi.
Hindistan'da ilk olarak İ.S.630 yılında Kanauj kentindeki
gelişmeleri anlatan Şehname'de ele alınan satrançtan, Kamasutra gibi
İ.S.450 yılına ait kapsamlı kaynaklarda henüz söz edilmemekte. Syed,
satrancın 450 yıllarında Kanauj kenti civarında keşfedilmiş olduğunu
ve o tarihlerde kendilerine benzeyen toplulukları arayanlar
tarafından geliştirildiğini tahmin ediyor. Bölgedeki hükümdarlar
kendi aralarında ‘toplumsal önemi çok büyük olan' savaşlar
düzenliyor ve karmaşık satranç kurallarına göre dört bölüklü
ordularını (ordu da caturanga olarak adlandırılmıştı) çevredeki
geniş ovalarda çarpıştırıyorlardı. Köylülerden oluşan piyadeler
kurban olarak önden ilerlerken, taarruz birlikleri karşı cephedeki
piyade ve süvarileri korkutup ezebilmeleri için zırhlı fillerle
korunuyordu. Okçular dört koşumlu savaş arabalarını büyük bir hızla
düşman hatlarına doğru sürüyor ve süvariler düşmanı çevreleyerek
kıstırmaya çalışıyorlardı.
İşte kan ve onur kokan atmosferde, satranç oyununun ilk örneği
kendiliğinden gelişmişti diyor Syed, Spiegel dergisinde yayımlanan
yazıda. Savaş, Brahmanlar için son derece entelektüel bir girişimdi.
Çünkü Hintli bilginler çarpışmaların başarılı geçmesi için teorik
tecrübeler edinerek yeni savaş taktikleri ve hileler geliştiriyordu.
Peki ama karmaşık savaş teorilerini heykelciklerle üretmek nereden
akıllarına gelmişti? Bunu anlamak pek zor değil, çünkü Hint
kültüründe resmin önemli bir yeri vardı. Mesela savaş hazırlıkları
ya da savaş sahneleriyle ilgili görüntüler Brahmanlar tarafından
saray halılarına işleniyordu. Savaş taktikleri için oyun taşlarının
kullanılmış olması bu yüzden hiç de şaşırtıcı görünmüyor. Ayrıca
şimdiye dek oyuncak ya da kült objesi olarak tanımlanan asker,
süvari ve fil heykelcikleri de bu tabloyla birebir örtüşmekte.
Belli bir zaman sonra bilginler Hindistan'da zaten uzun bir süredir
kullanılmakta olan 64 kareli oyun tahtasını bu satranca uyarlamış ve
satranç oyunun yolunu açmışlardı. Satranç oyunu, figürleri ve
hareketleriyle gerçekten de Hint ordusundaki savaş kurallarını
andırıyor. Oyun tahtası üzerinde de köylüler (piyonlar) önde
saldırıyor. Satranç tahtasının bir tarafından diğer tarafına kadar
düz olarak gidebilen kalenin hareketi, savaş arabasının manevrasını
yansıtırken atın L şeklindeki hamlesi de süvari birliklerinin
düşmanı usta bir şeklide kıstırma taktiğine dayanıyor. Ordudaki
kurallara göre kral önündeki piyade birliklerince korunarak arka
sıradan ağır adımlarla ilerlemekteydi.
Syed'e göre satranç oyunundaki iki fil ve vezir figürü de eski
Hindistan'daki savaş stratejilerini oyun tahtasına taşımıştı. Filler
zırhlılara benzer biçimde düz hareket edebilirken vezir, bugünden
farklı olarak yalnızca yakınındaki dört karede çapraz olarak
ilerleyebiliyordu.
‘En saygın ailelerden gelen vezirler cephede kralın yanında yer
alıyordu' diye açıklıyor Syed. Arapların, ordularını çok sayıda at
ve deveyle takviye etmelerinden sonra vezir bugünkü satranç
oyunundaki uzun hamlesine kavuşmuştu
Araştırmacı, satrancın aristokratların zeka oyunu olduğunu ve asla
iddialara sahne olmadığını savunuyor. Hintliler kısa bir zaman sonra
taşların siyah-beyaza dönüşmesinin ardından oyunda 400 farklı
pozisyonun yakalanabileceğini de keşfediyorlar.
Bu asil oyunu Milattan sonra 565 yılında kervanıyla Pers ülkesine
gönderen kişi Kanauj kentinde hüküm süren Muakhari hanedanından kral
Sarvavarman idi. Armağanı kabul eden hükümdar Khusrau Anushirvan'ın
bu değerli oyun takımına dokunup dokunmadığı bilinmese de, en
azından Wazurgmihr adındaki bir bilgeden oyunun kurallarını
öğrenmeye çalıştığı söyleniyor. Üstelik bilge, satrancın savaş
kurallarına uygun olarak geliştirildiğini bulmuş, ancak bu oyunun
Perslere pek yararı olmamış. Bilindiği gibi Persler birkaç on yıl
sonra Arapların istilasına uğrayacaktı.
Ünlü
Alman Filozofu Goethe'nin zeka ölçüsü, büyük felsefeci Leibnitz'in
bilim dalı olarak gördüğü satranç,dikkat isteyen, buluş yeteneği,
hayal kurma gücü veren, acele etmeden beklemeyi öğreten, ölçülü ve
soğukkanlı davranmayı gerektiren, düşünme olanağı sağlayan asırlar
boyu milyonlarca kişi tarafından oynanan bir oyundur.
Satranç kelimesi Hintçe "Sandregn" den gelir. Satranca, İngilizcede
"Chess check patterns", Fransızca da "Echecs" denir.
İran tarihçilerinden Firdevsi’nin Şeyhname’sinde anlattığına göre,
İran Şahı Hüsrev' in Hint yöneticileriyle birbirlerine gönderdikleri
armağanlar arasında satranca ait resimler de vardır. Bazı belgeler,
satrancı bir Brahman'ın bulduğunu ve Şah'a armağan ettiğini
göstermektedir. Şah, buna karşılık Brahman'a "Ne istediğin varsa
kabul edeceğim." der. Brahman da, Şah'tan 64 kareli satranç
tahtasının ilk karesine bir, ikinci karesine iki, üçüncü karesine
dört, yani her kareye bir öncekinin iki katı buğday koyarak
doldurmasını ister. Şah, Brahman'ın alçak gönüllülüğüne hay ran
kalarak isteğinin yerine getirilmesini emreder. Brahman'ın isteği
yerine getirilmeye başlanırken ülkedeki buğdayların yetmeyeceği
anlaşılır. O zaman yapılan hesaplar sonunda, Brahman'ın Şah' tan
18.446.744.373.709.551.615 tane buğday istediği ortaya çıkar. Bu
kadar buğdayı yetiştirmek için, dünyanın 64 misli büyüklüğünde
bir kara parçasına gereksinim olduğunu görülünce, Şah Brahman'ı
tebrik eder ve karşısında ne denli güçsüz olduğunu anlar.
Bazı
tarihçiler, satrancın Truva'nın kuşatılması sırasında Palamedes'in
bulduğunu söylerler. Ancak ,bu iddia bugüne dek ne Yunanlılarca
benimsenmiş, ne de bu konuda bir yazıt vardır.
satrancın adı Hintçe'den gelir. Anlamı, 4 cins figürün, 4 ayrı
silahla sunulmasıdır. Bu 4 figür konusunda çok değişik yorumlar
vardır. Bazılarına göre, 4 figür "Hava, ateş, toprak ve su"yu, bir
kısmına göre de, "Yaz, kış, ilkbahar ve sonbahar" ı yansıtır.
Burada, en kuvvetli taş olan vezir ateşi ve bilginleri, kale
toprağı, fil havayı, şah evreni temsil eder. Bu benzetmeler 4 taşın
geometrik şekillerinden esinlenerek söylenmektedir.
Satranç Batı' ya Arapların aracılığıyla IX. yüzyılda geçmiştir. Bunu
belgeleyen en güzel örnek de, Harun-ür-Reşit'in Charlemange'a hediye
ettiği satranç takımıdır.
Eski satrancı, günümüz Modern Satranç'tan ayırana özellikler
şunlardır: Vezir çapraz giderken ancak 1 hane gidebilirdi, Fil
At gibi ancak 1 hane atlıyarak gidebilir, en kuvvetli figür Kale
idi. Rok ile piyonun başlangıç durumundan iki kare ileri gitme
kuralı yoktu. Eski satranç oyunu yavaşlığı bakımından da oldukça
farklı idi. Uzağa etki eden sadece bir figür vardı "Kale". Şahı mat
etmek olağanüstü zor idi. Bu nedenden ötürü kazanmanın iki yolu
vardı: Pat ve partnörün bütün figürlerini ortadan kaldırmak (Çıplak
Şah Hali) Açılışlarda çok yavaş gelişiyordu.
XV. yüzyıldan sonra Modern Satranç bugünkü halini almaya
başlamıştır. Piyonla iki kare atlama, geçerken alma, rok kuralı,
piyonların son sıraya ulaştıklarında başka bir figüre dönüşmesi gibi
kurallar satrancın hızlandırılması için yapılmış yeniliklerdir.
Günümüzde büyük kitlelere ulaşmış, 7'den 77'ye herkesçe oynanan
Satranç bir spor dalı olarak kabul edilmektedir. (FIDE) Uluslararası
Satranç Federasyonu , federasyonlar arası en çok üyesi olan
federasyonların başında yer alır.
Türkiye' de Satrancın Tarihçesi
Yurdumuzda da satrancın tarihi oldukça eskidir. Kütüphanelerimizde
1500 yıllarında satranç üzerine yazılmış el yazması kitaplar
vardır.Bu kitapların en önemlisi, Kanunu Sultan Süleyman devrinde
Seferihisarlı İsmail Şaban tarafından derlenmiş el yazmasıdır. Bu
eserde, satrancın yararları ve kişiye verdiği hazdan söz edilmekte,
satrancın bir tarihçesi de yer almaktadır. Bu konudaki en ö- nemli
belgelerden bir diğeri de 1680 yıllarında Kahire Mevlevihane'si
Şeyhi Vanlı Dede'nin, zamanın Mısır Valisi Abdurrahman Paşa'ya
gönderdiği yazılardır. Yine 1672 yıllarında Sultan Ahmet III
tarafından Polonya hükümdarına gönderilen satranç takımı da,
Türklerin her dönemde satranca merak lı olduğunu kanıtlamaktadır.
Cumhuriyetten sonra satranç, askeri okullarımızda bir spor dersi
olarak görülmektedir. Türkiye de asıl satranç çalışmaları 1936
yılında Ankara'da, 1943 yılında İstanbul'da satranç kulüplerinin
kurulmasıyla resmiyet kazanmıştır . 1954 yılında da Türkiye Satranç
Federasyonu kuruldu . Federasyonumuz, 1962 yılında kısa adı FIDE
olan Uluslararası Satranç Federasyonu'na bağlandı. Yurdumuzda
satranç milli bir spor olarak benimsenmektedir
Burada bahsi geçen satranç tarihi metni
internet te birçok argümandan derlenmiştir.. Orijinal yazı
metinlerine sadık kalınmaya çalışılmıştır.. Değerli katkıları ile
Satranç tarihine ışık tutan yazarlımıza şükran borçluyuz.. bizler
sadece bu güzel sporun yaygınlaşması için önce Tarihinden bahsetmek
istedik..
|